11 Aralık 2011 Pazar

ARAP BAHARI VE USA AVM

ARAP  BAHARI VE  USA  AVM
DR.CEM  ŞAHAN
                                                                     Ve dedem bir çiftçiydi
ne nesebi vardı ne de şeceresi!

            Ortadoğuda  eğitim  hala  parasızdır.
            Sağlık  hala piyasalaşmamıştır.
            Suriye  sokaklarında, bufolo  soslu hamburger  yoktur.
            Şam’da  fast-foodlar  rağmet  görmez.
            En  küçük  ilçelerde mavi-beyaz Fransız  marketleri yoktur.
            Ortodoğu’da  çocuklar  hala  Belçika  şekerlerini  yemezler.  Sabahları  annennelerinin yaptığı  reçeli, somona  bulaştırarak  yerler.
Kibile  tabiat  tanrısıdır mitolojide.
Ancak öncelikle  toprağın  bereketini  simgeler.
Ortadoğu’da  topraklar  hala  genetiği  değiştirilmiş  tohumlar  ile  tanışmamıştır.
Tek  kullanımlık Minsoto  tohumlarını  tanımaz   çiftçileri  bu  toprakların.
1970'lerden başlayarak Mavi Küf hastalığı bahane edilerek Türkiye'nin tütünü, sonra benzer bahanelerle Türkiye'nin pamuğu, sonra pancarı yok edilmiştir cümlesini  pek  anlamaz  onlar.
Sümer Mitolojisinde Ea-Oannes (su evi anlamındadır) tanrısı su kenarında yaşar insanlara güzel sanatları şiir ve güzel konuşmanın temeli olan edebiyat müzik ve tarım öğretir..
Hala  Ea-Oannes’in  hayaleti  dolaşır  Filistin  sokaklarında.
Hala  anti-emperyalisttir  Ortadoğu..
400 milyon  insanın  kredi  kartları  yoktur.
AVM leri  yoktur kentlerin.
Hala  biraz  zencidir,
Yoksuldur,
Tüketememektedir,
Ortadoğu..
Biraz  Edward  Said’tir,
Biraz Nazım Hikmettir,
Biraz  Mahmud  Derviştir.

……………..
Mahmud  Devişin  Kimliğidir  Ortadoğu:
Kaydet!
Arabım
Kartımın numarası ellibin
Çocuklarımın sayısı sekiz
Dokuzuncusu da yolda
yaz sonunda burda!
Kızıyor musun?
Kaydet!
Arabım
Taş ocağında çalışıyorum emekçi yoldaşlarımla
Çocuklarımın sayısı sekiz
Ekmeklerini
taştan çıkarıyorum
giysilerini ve defterlerini!
Sadaka dilenecek değilim kapında
Konağının girişi önünde
küçük düşürecek değilim kendimi!
Kızıyor musun?
Kaydet!
Arabım
Adım var yalnız, yoktur soyadım
Öfkeden köpürerek yaşayan
en sabırlı insanıyım bu diyarın
Zamanın doğuşundan
yılların başlamasından
selvilerden, zeytinlerden
otların yeşermesinden
daha eskiye uzanır köklerim!
Karasaban süren bir ailedendir babam
soylu efendilerden değil
Ve dedem bir çiftçiydi
ne nesebi vardı ne de şeceresi!
Kitap okumaktan evvel
güneşin yükselişiydi bana öğrettiği
Evim bir korucu kulübesi
dallardan ve kamışlardan
Rahatlatıyor mu seni bu durumum?
Adım var yalnız, yoktur soyadım..




           

8 Aralık 2011 Perşembe

DANIŞTAY TERME OMV SANTRALİNİ DUDURDU. İZİN VEREN SAMSUN VALİLİĞİ, TOPRAK KORUMA KURULU NE DÜŞÜNÜYOR?

DANIŞTAY TERME OMV  SANTRALİNİ  DUDURDU. İZİN  VEREN  SAMSUN  VALİLİĞİ, TOPRAK KORUMA KURULU  NE  DÜŞÜNÜYOR?DESTEK  VEREN  POLİTİKACILAR, AÇILIŞ  YAPANLARIN  SÖZÜ VAR MIDIR?
            Terme İlçesi'nin Kozluk Beldesi'nde yapımı devam eden, OMV Samsun Elektrik A.Ş.'ye ait termik santral için bir süre önce  ,Ünye Çevre Platformu (TÜÇEP) üyeleri ve bölge halkından temsilcilerin bir araya gelerek Av. Emrah Duman aracılığıyla Danıştay'a açtığı davada projenin yürütmesi durduruldu.
            Danıştay 13. Dairesi, "OMV Samsun Elektrik A.Ş.'nin çevrim santralinin Çarşamba ilçesinde kurulumu için lisans verilmesine rağmen Terme ilçesinde inşa edilmesini, ayrıca santralin kurulduğu yaklaşık 45 hektarlık arazinin sadece yaklaşık 10 hektarlık arazisinin tarım dışı kullanıma uygun olduğu, geriye kalan 34.5 hektarlık arazinin tarım arazisi olduğu, ayrıca santralın etrafında bulunan arazilerde organik tarım yapıldığı, santralin devreye girmesi halinde organik tarımın zarar göreceği üzerinden  projeyi  durdurdu.
            3  yıldır  bu  konuda, kamuoyunu  bilgilendiren,  sayısız  açıklama, bilgilendirme  yapan, en  ücra  köylerde  bilgilendirme  yapan  kent  hekim  örgütünün  eski  bir  yöneticisi  olarak,  sürecin başından beri  UYGUN  OLMADIĞINI , çevreye  ve  insan  sağlığına zararlı  olduğunu vurgulayan bir  iradenin  sahibi  olarak , kararı adalet  açısından  çok  olumlu  buluyorum.
            Ancak  tamamlanmak  üzere  olan  bu  tesisin, Çarşamba ilçesinde kurulumu için lisans verilmesine rağmen Terme ilçesinde inşa edilmesini bugüne  kadar  nasıl  mümkün  olmuştur.  Bu  konuda  bir  kamu yönetimsel  bir irade  eksikliği yok mudur?
            Danıştay  kararında, santralin kurulduğu yaklaşık 45 hektarlık arazinin sadece yaklaşık 10 hektarlık arazisinin tarım dışı kullanıma uygun olduğu, geriye kalan 34.5 hektarlık arazinin tarım arazisi olduğu  vurgulanıyor.
            Başta  samsun  Çevre  birlikteliği  olmak  üzere  bu  konudaki  itirazların  ne  kadar  haklı  olduğu  gerçeğini burgulaması  açısından da bu karar  önemlidir.
            Mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ile sulu tarım arazileri dışında kalan tarım arazileri; toprak koruma projelerine uyulması kaydı ile valilikler tarafından tarım dışı kullanımlara tahsis edilebilir.
            Danıştay’ın  bu  kararından  sonra  Samsun  Valiliği  Toprak  koruma  Kurulu’nun  bu  santrale  ‘’OLUMLU’’  kararını  neden ve  nasıl  verdiği  tartışılmalıdır.
            Samsun Valiliği İl Mahalli İdareler Müdürlüğü‘nün 09.01.2009 tarihli inceleme raporunda proje sahasının sıcaklık, bağıl nem oranı ve tesisin yerinin rakımı yönünden ideal olduğu, Karadeniz‘in tuz ve sıcaklığı düşük olan suyunun tesisin verimliliğini olumlu olarak etkileyeceği, proje sahasının avantajları sayesinde ortalama verimliliği yüzde 40 olan doğal gaz santralinin yüzde 60 verimli olacağı, sonuç olarak söz konusu tesisin insan, toplum ve çevre ilişkilerinde dengeyi bozucu nitelikte olmayacağı, ekonomik, ekolojik ve toplumsal kayıplar bakımından toplum aleyhine sonuçlar doğurmayacağı değerlendirmelerine yer verildiği, bu raporlar doğrultusunda Toprak Koruma Kurulu‘nun 05.02.2009 tarihli kararı ile 44,4061 hektarlık alanın 9,8928 hektarlık kısmının tarım dışı amaçla kullanımının uygun görüldüğü, ancak kalan 34,5132 hektarlık alanın doğalgaz kombine çevrim santrali kurulabilmesi için toprak koruma projesi hazırlattırılarak valilikçe uygun görülmesi ve yörede yapılan tarımsal faaliyetlere zarar vermeyecek tedbirlerin alınması şartına bağlı olarak 5403 sayılı Yasanın 13/d maddesi uyarınca tarımsal amaç dışında kullanımının oyçokluğu ile uygun bulunduğu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın 29.01.2009 tarih ve 0110 sayılı kararı ile kamu yararı kararı alındığı, Samsun Toprak Koruma Kurulu‘nun 16.02.2009 tarih ve 803-2921 sayılı kararı  bilinmektedir.
            Valilikçe  nasıl  uygun  görülmüştür?
            Toprak  Koruma  Kurulunda  olumlu  oylar  hangi  gerekçeyle  alınmıştır?

            Ayrıca  Samsun  Valiliği ‘’sonuç olarak söz konusu tesisin insan, toplum ve çevre ilişkilerinde dengeyi bozucu nitelikte olmayacağı, ekonomik, ekolojik ve toplumsal kayıplar bakımından toplum aleyhine sonuçlar doğurmayacağına’’  karar  vererek aldığı  2009  tarihli   karar  konusunda, şimdi  ne  yapacaktır?
            Şimdi  bu  kent  adına süreci  sorgulaması  gereken  bir  zaman  dilimi  bekliyor:
Neler yaşanmıştı?
            Terme  de  yapılan  santral  tüm  heybetiyle  yükseldi..Samsun  Çevre  Birlikteliği, Samsun Çevre  Meclisi, Temiz  Ünye  Çevre  Platformu  olarak itirazlar  yükseldi.Samsun  Barosu  dava  açtı.Ziraat  Mühendisleri Odası  dava  açtı.O  zaman ki  kent  hekim  örgütü  ‘’Termik  Santraller  ve  Su  Kirliliği’’  isimli  rapor  hazırlayarak,  1.  Sınıf  tarım  arazisinde  bu  santralin  yapacağı  kirliliği, insan  sağlığı  yönünden  anlattı..Mitingler,Paneller  yapıldı..
Bu  bölgenin  1.  Sınıf  tarım  arazisi  olduğu,  Samsun  Toprak  Koruma  kurulunda,  duyarlı  üyeler  tarafından  kaç  kere  gündeme  getirildi.
9  ekim  2010
Santralin  temeli  atıldı.
Boy  boy  ilanlar  verildi..
Gazeteler  köşelerinde,  çevre  ve  insan  sağlığına  dikkat  çeken  yazı  yazanlara,  artık  yazma  dediler…
Otobüsler, yerel  internet  siteleri, billboardlarla  kaplandı.
Gazeteler:
‘’OMV'NİN Türkiye'yi üçüncü ana pazarı olarak konumlandırma stratejisi çerçevesinde, OMV Samsun Elektrik'e ait doğalgaz kombine çevrim santralının resmi temel atma töreni Samsun'un Terme ilçesinde gerçekleştirildi. Törene OMV CEO'su Wolfgang Ruttenstorfer ile birlikte Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir ve Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger'in yanı sıra yerel yetkililer de katıldı.’’diye  yazdı  haberi…
Bayındırlık Bakanı da doğalgaz kombine çevrim santralinin Samsun'da yapılıyor olmasının çok isabetli bir karar olduğuna dikkati çekerek, Samsun'un, hem Samsun-Ceyhan hem de Mavi Akım projeleriyle birlikte enerji üretiminde bir merkez haline dönüştüğünü kaydettiğini  geçti  haber  ajansları..
Bu  kent  adına  düşünenleri, halk  ve  kamu  yararını  önceleyenleri kutluyorum.
UZM.DR.CEM  ŞAHAN

3 Aralık 2011 Cumartesi

21 ARALIK SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN GREVİ VE 2.HEKİM ÇALIŞTAYI

21  ARALIK SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN GREVİ VE 2.HEKİM  ÇALIŞTAYI
DR.CEM  ŞAHAN
            Hafta  sonu  OMÜ  Tıp  Fakültesinde  2.Hekim  Çalıştayı  gerçekleşmiş .Bu  çalıştayın temel  çıktısı Sağlıkta  Dönüşümün  iflas  ettiğinin  kamuoyuna, bu dönüşüme  destek  verenlerce de  kabul  edilmesidir. Ya  da  kabul  edildiğine  dair  cümleler  kurulmasıdır.
            Oda  Başkanı:
            Bu proje içinde çok olumlu gelişmeler yanında hekimler biraz ihmal edilmiş ve belirsizlikler artmıştır. Son zamanlarda çıkartılan kararnameler, genelgeler ve yönetmelikler altında hekimler, ezilir duruma gelmiştir. Hekimlerin en büyük sorunlarından bir tanesi önlerini görememeleri, belirsizlik olması ve mesleklerinden yılmalarıdır. Bu konuda Sağlık Bakanlığı’ndan talebimiz hekimlerin moral motivasyonunu yükseltecek, özlük haklarını düzeltecek çalışmalar yapmasıdır. Performans konusunda da büyük aksaklıklar, çelişkiler var. Bunların düzeltilmesi gerekiyor. Çalıştay sonunda çözüm önerilerimizi Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve Sağlık Bakanımız dahil, tüm ilgili kurum ve kuruluşlara da göndereceğiz.
            Kent  hekim  örgütü başkanı  diyor ki:
            Sağlıkta  Belirsizlikler  artmıştır.
            OMÜ  Rektör  yardımcısı  ise  şöyle  konuşuyor:
            Çok muayene eden hekim hata da yapabilir. Ancak kalite göstergesi olmadığı için hata da yapsa puan kazanıyor. Mevcut performans çizelgeleri de üniversite hastanelerine uymuyor. Yeni çizelge yapılması lazım. Sağlıkta bir belirsizlik ve sıkıntı var. Sorunlar belli ama hep tehdit yönü konuşuluyor. Oysa bunun güçlü yanları ve olanakları da göz önünde bulundurulmalı, detaylarıyla ortaya konmalı. Daha önce takım halinde çalışan hekimler, performans sisteminde birbiriyle yarışır hale geldi. Burada da bir adaletsizlik ve eşitsizlik var. Sistemi eleştiriyoruz ama araştırmaya dayalı veri üretimimiz ise yok.
            Kentin  Üniversitesinin  Rektör yardımcısı  şuna  vurgu  yapıyor:
            ‘’Sağlıkta bir belirsizlik ve sıkıntı var.’’
            OMÜ  Tıp Fakültesi  dekanı  ise:
            ‘’Kamu Hastaneleri Birlikleri konusu 2 Kasım’da yasalaştı. Bundan sonra hem ağlayacak hem de güleceğiz. Bundan anladığım Sağlık Bakanlığı, hantal yapısından kurtulmak ve bir sistem kurarak merkezi görevlerini taşra taşımak istiyor. Yani süreç, sağlığın kamu hastanelerine devrine gidiyor. Bu bir yönetim anlayışıdır. Eleştirilecek bir şey bulamıyorum. Eleştirilerimizi samimiyet çerçevesinde doğru bildiklerimizle yapmalıyız. Kamu Hastaneleri Birlikleri yasalaştı ama uygulamaya geçmedi. Bu konu üzerinde de önemle durulması gerekmektedir’’
            ……………………
            Sağlıkta  Dönüşüme  dair, piyasa  ve  emek  sömürüsüne  dair daha  cesaretli  cümlelerin  kurulma  ihtimali, bu  çalıştayın  örgütlenmesi  bakımından  ancak  bu  kadardır.
            Son  2  yılda  Türk  Tabipleri  Birliği’nin  hiç  bir  toplantısına, çağrısına  cevap  vermeyen  kent  hekim  örgütü  21  Aralık  SAĞLIKÇILARIN  GREVİNDE  ne  yapacaktır?
            Hep  birlikte  göreceğiz.
            …………………….
            Yeri  gelmişken  21  Aralık’ta  Sağlık  emekçileri  greve  gidiyor..

            Her işin başı sağlık, deriz. İşte bizler, diş hekimi, eczacısı, radyoloji teknisyeni, laborantı, çevre sağlığı teknisyeni, hemşiresi, hekimi, sosyal hizmet çalışanıyla; onların meslek örgütü, sendikası, derneğiyle buradayız. Yani her işin başı sağlık dediğimiz "işin başındakileriz”.
Bu yıl 13 Mart mitingi öncesi böyle söylemiştik. Bizi görün, duyun, demiştik.
Olmadı, daha ötesi artık gözleri kendilerinden başka kimseyi görmez, kulakları ulus ötesi tekellerinkinden başka hiçbir sesi duymaz, vicdanları sızlamaz oldu. Öyle ki artık TBMM de devre dışı.
Başka yol kalmadı: Sağlıkçı olmanın verdiği sakinlik ama gecikmeksizin davranma, hiçbir zaman ümidini yitirmeden yaşamın/sağlığın kazanması için umutla uğraşma,  yıllar boyunca insanların acılarına, en sıkıntılı anlarına tanık olmanın verdiği sabır, sevgi dolu yüreğimizle; kendimize, mesleğimize, çocuklarımıza, ülkemize, insanlarımıza, hastalarımıza duyduğumuz sorumlulukla iş başa düştü.
Mademki bize, mademki TBMM’dekilere bile sorulmuyor; çok değil bir ay sonra, Ocak’ta yeşil kartlar bile iptal oluyor, “cepten daha fazla cepten ver” deniyor, sosyal hizmet alanı tasfiye ediliyor; biz çalışanlara taşeronluk, zincir kuruluşların parçası/çalışanı olmak dayatılıyor, hastaneler CEO’lara teslim ediliyor…
Anlaşıldı bu “akıllardan”, bu icraatlardan kurtulmanın zamanı geldi geçiyor, mücadele etmek gerekiyor! Taleplerimiz belli: KHK’nın çekilerek kamu-özel bütün sağlık çalışanları için güvenceli iş, güvenceli gelir, sağlıklı ortamlarda ve şiddete uğramadan insanca çalışma ve yaşama ile mesleğimizi bağımsızca (performans, ciro baskısı, SUT vb.) yapabilme koşullarının sağlanması.  Elbette bütün taleplerin başında halkın, hepimizin sağlık hakkı geliyor.
Bizim mücadelemiz Hükümetinkine benzemez: baskı, zulüm, sürgün, tayin, gaz bombası, copla verilmez. Bizimki hak hukukla, kendini ve yüreğini ortaya koymakla, kararlı olmakla, yanındakinin elini tutarak alınan ve üretimden gelen güçle, halaylarla horonlarla, türkülerle, şarkılarla, verilir.
O nedenle ilk iş olarak Sağlık Hakkı Meclislerimizi kurmaya karar verdik!Hekim meclisi olacak, sağlıkçılar meclisi olacak ve illaki Sağlık Hakkı Meclisleri olacak.
Başlıyoruz 21 Aralık’ta.
En uzun gecede, en kısa günde, karanlığın en koyu, ışığın en az olduğu anda başlıyoruz. Günü uzatmak, aydınlığı arttırmak elimizde.aşaracağız, inanıyoruz, biliyoruz.Gerekirse süresiz grev yapacak bir kararlılıkla Meclisleri oluşturacak, kürsüleri kuracağız.21 Aralık’ta herkesi bekliyoruz.
Bildiğimizi çok daha yüksek sesle, hep birlikte, herkesle paylaşacağız. Bunu yaparken bugüne dek olan eksiklerimizi de gözden geçirip düzelteceğiz, bu sağlıksız gidişin parçası olmayacağız. Taleplerimizi dile getireceğiz, ısrarla takipçisi olacağız.
Kimler düzenliyor/yapıyor bu çağrıyı?Adı üstünde, sağlıkçılar. Meclis ve kürsü bu kurumların üyeleri başta olmak üzere sağlık alanında çalışan, eğitim alan herkese açık. Çocuklarını bin bir emekle, fedakarlıkla nasıl yetiştirdiklerini bilen anne-babalara,  çalışanların çocuklarına ve elbette halkımıza, TBMM’de sorulmadığı için görüşünü ifade edememiş olan vekillere, partilere, üyelerine, temsilcilerine.
Nasıl olacak?
Gerçek anlamda bir “Meclis açılışı olsun” istiyoruz; coşkulu, içten, sahiplenen, kendine ait hisseden. Yıllardır beyazı kirletenlere, akla karayı karıştıranlara inat beyaz Meclis, beyaz kürsü olsun! Her ildeki Sağlıkçılar Meclisi o ilde nerede açılış yapılacak, kürsü kurulacak karar verip duyursun. Hastanede/hastanelerde mi, şehrin merkezinde mi, kararlaştırsın, bildirsin.
21 Aralık günü bütün sağlıkçıların katılımına imkan vermek için aciller dışında sağlık hizmeti sunulamayacak, önlemler tarafımızdan alınacak. Sağlıkçılar belirlenen yerlerde, hastanelerinde vb. program üzere toplanacak.
İllerde oluşturulan meclisler başta olmak üzere şu andan başlayarak herkese, hastalarımıza, basına, siyasi partilere, meslek örgütlerine, sendikalara 21 Aralık'ta sağlık hakkı için birlikte olma davetimiz duyurulacak, katkı, katılımları istenecek.
Elbette örgütler, kurumlar adlarını yazan bir pankartlarını taşıyabilirler. Ancak farklı renk oluşturacak flama, bayrak, pankart olmasın, sağlıkla ilgili dövizleriyle katılsınlar istiyoruz.Önümüzdeki günlerde bu görevin yaratacağı heyecanı/birlikteliği baltalamak için birbirimize, kurumlarımıza/örgütlerimize yönelik çeşitli “haberlere”, engellemelere uğrayabiliriz. Bütün bunları aşan bir dayanışma ve birliktelik, sağduyu ile süreci başarıyla sürdüreceğimize eminiz.
En uzun gecede, en kısa günde, karanlığın en koyu,  ışığın en az olduğu anda başlıyoruz.
Aydınlığı arttırmak için.

23 Kasım 2011 Çarşamba

SALİH BERBER VE SAĞLIK ALANINDA GREV

SALİH  BERBER VE SAĞLIK  ALANINDA  GREV
DR.CEM ŞAHAN
Sanırım  8-9  yaşlarındaydım.  Babamın çalıştığı  SEKA  farikasında, fabrika  girişinde  ‘’Bu  İş  yerinde  Grev Var’’  pankartı  asılıydı.  Ben  Grev’in  ne  demek  olduğunu  bilmiyordum  o  zamanlar. Ama  bez  afişe  yazılı, pankarttaki  kırmızı  yazı  dikkatimi  çekmişti.  Çünkü  bizim  evde  babam  memurluktan  arta  kalan  zamanlarda ilçenin – o zaman ki  bucağımızın- esnaf tabelalarını  yazardı.  Ayda  1-2  tane de  araba  yazılarını.  Reklam  alanında da  teknoloji  bu  kadar  gelişmemişti.  Sentetik  boya  ile  fırça  ile  yazılırdı  o  zamanlar  tabelalar. Ben de  11  yaşlarında,  yazın  o  sıcak  günlerinde, bu  işi yaptım üniversiteye  gidene  kadar. 2  yıl  önce  memlekete  gittiğimde  hala  eskimiş, gölgeleri  düşmüş, hafif  küflenmiş, SALİH  BERBER  tabelası  asılıydı, benim  yazdığım.

Sonra  89  Baharını  yaşadım  19’umda..
SEKA  grevi  ve  lokavtı  dün  gibi  aklımda.  Karşı  komşumuz  Özcan’ın babası  işçiydi. Ve  annem  daha  çok  çağırır  olmuştu  yemeğe  Özcan’ları. 
89 yılına 13 bin 500 işçi grevde girmiş, 3 bini aşkın işçinin grevi de 1990 yılına sarkmıştı. 89 yılı en fazla kamu işçisinin greve çıktığı yıl oldu. 30 bin 153 kamu işçisi greve çıktı. Bunlardan 21 bin 179'u Türk-İş, 2 bin 209'u da Hak-İş üyesi işçilerdi. Bağımsız sendikalara üye 22 bin 161 işçi greve çıktı. Çelik-İş üyesi 20 bin demir çelik işçisi (Karabük ve İskenderun), tarihlerinin ilk grevini 137 gün sürdürdüler.
Sonra  1990.
Zonguldak..

………….
‘’Bak işte yaklaşıyor fırtına
Bak yine yükseliyor dalgalar
Yollardan sonra
Yıllardan sonra
şarkılar söylüyor çocuklar
Yollardan sonra
Yıllardan sonra
Yeniden yan yana onlar.’’
22  Kasım’da  Çapa  ve  Cerrahpaşa  Tıp  Fakültesinde  tüm  sağlık  emekçileri  ve  öğrenciler  1  günlük  grev  haklarını  kullandılar.
‘’Performans sistemiyle hasta-hekim ilişkisini puan kaygısı içinde ticarileştiren, tüm hastaneleri kar amaçlı işletmelere dönüştüren, sağlık çalışanlarını güvencesiz, sözleşmeli çalışma sistemine geçirecek olan, öğretim üyelerinin hasta bakmaları ve uygulamalı eğitim yapmalarını, tıp öğrencileri ve asistan hekimlerin eğitim almalarını engelleyen tüm düzenlemelerin iptal edilmesini talep ediyoruz. Eğitim ve bilimsel araştırmaların yapılabildiği, hasta bakım hizmetlerinin yeterli süre ayrılarak nitelikli düzeyde sunulabildiği, özlük haklarımızın tanındığı ve emeğimizin karşılığının çalışma barışımızı bozmadan maaş olarak ödendiği, iş güvencesi ve akademik özgürlüğün olduğu, meslek örgütlerinin işlevsiz bırakılmadığı "tabipliğin kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesinin sağlandığı bir ortamda çalışmak istiyoruz. Taleplerimiz doğrultusunda, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakülteleri öğretim üyeleri, uzman ve asistan hekimleri, öğrencileri ve sağlık çalışanları olarak uyarı amacıyla 22 Kasım 2011 tarihinde hizmet sunamıyor, yetkilileri gerekli düzenlemeyi yapmak üzere göreve davet ediyoruz.’’

Çapa’dan , Cerrahpaşa’ya  Hastalara  Açık  mektubu dağıttılar
2003 yılında başlayan “Sağlıkta Dönüşüm, “Tıp Eğitimi ve Sağlıktaki Yıkım Süreci” devam ediyor. Tıp fakültelerinde, hastaların müşteri olarak görüldüğü ve daha fazla hasta bakılarak döner sermaye gelirlerinin arttırılması esasına dayanan performans sistemine geçildi. Üniversite Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesinin yasal koşulları oluşturuldu. Kamu Hastane Birlikleri kurularak, tüm hastaneleri kar amaçlı işletmelere dönüştürmenin yolları açıldı.

Bu değişikliklerin sonucunda;
Daha fazla hasta bakmamız, daha fazla ameliyat yapmamız isteniyor. Doktorlar hastalara hak ettikleri süreyi ayıramaz noktasına getiriliyor. Beş dakikada bir hasta bakmamız isteniyor. Daha fazla kar etmenin başka yolları aranıyor. Sizler bir hekimin aynı gündeki 100. hastası olmayı ister misiniz?
 Bu sistem başlamadan iflas etmiştir. İstenilen tahlil ve tetkik sayıları arttı. Reçetelerdeki ilaç sayısı arttı. Sağlık harcamaları 2002’de 4.7 milyar dolarken, 2010’da 47 milyar dolara çıktı. Unutmayalım; çalışan biziz, üreten de biziz. Ama, bu faturayı da bizim ödememiz isteniyor.
 Öğrencilerin ve asistan hekimlerin kaliteli eğitim almaları engelleniyor.
Öğretim üyeleri, eğitim veremez, araştırma yapamaz, sağlık hizmeti sunamaz; mesleğini yapamaz duruma getiriliyor. Öğretim üyeleri, sözleşmeli çalışma sistemine geçmeye zorlanıyor. Sağlık çalışanları düşük ücretlerle, güvencesiz, çalışmaya zorlanıyor. Tıp eğitiminde günümüz ve yarınlarımız  yok ediliyor.
 Bu değişikliklerin sonucunda;
 Şimdilik istediğiniz hastaneye kolayca gidebilirsiniz, kolayca ilaç yazdırabilirsiniz. Ancak, eskiden sizin olan hastanelere hasta olarak değil, müşteri olarak gideceksiniz. Giderek her basamakta daha fazla ücret ödeyeceksiniz. Bu sitemden kazançlı çıkacak olan, ne doktorlar, nede hastalarımız olacaktır. Kazançlı çıkan büyük sermaye sahipleri olacaktır.
……………..
Hekimlik  insana  olan  aşktır.
Sağlık  çalışanı  olmak  önce  insana/insana  ait  olana  emek ile  bağlı  olmaktır.
Şair  ile  bitirelim:
yalın ayak çin seddini ,bir ucundan bir ucuna
bu aşk yerinde grev var pankartlarıyla donatalım…..

20 Kasım 2011 Pazar

VAN’DA İNSANLAR  NASIL
DR.CEM  ŞAHAN
Van  depreminde  halkın  insani  vicdani  üzerinden  şekillenen yardım  girişimleri, Van  ve  Eriş’te  yaşayan  halkın  sefalet  şartlarında  yaşamasını  ve  göç  etmesini  engellemiyor.
Şu  kadar  ölen  insan.
Şu  kadar  yıkılan  bina.
Ağır  kış  şartları.
Ama  yetmiyor,
Van’ın  Afet  bölgesi  olmasına.
Mevcut  erk, Afet bölgesi olunca para belediyeye gidecek, ya o paraların ne yapılacağını, nereye gideceğini iyi biliyorsunuz diyor.
İnanmak  gelmiyor  içimden.

Van  ve  Eriş afet  bölgesi  ilan  edilse  neler  olacaktı?
* Mevzuata göre bir bölgenin afet bölgesi ilan edilmesi halinde tüm maddi kayıpları devlet karşılamak durumundadur.Yani sağlık gibi hizmetlerin ücretsiz olarak karşılanması, kamu personeline yolluk, harcırah, avans ödemelerin yapılması gerekmektedir
*Afetzedelerin taşınmasını gerektirecek durumlarda giderler bakanlık tarafından karşılanacak.
*Devlet hastaneleri ve askeri hastanelerde bulunanlara parasız bakılacak
*Yapılardaki hasarı tespit etmek üzere ilgili bakanlık görevlendirilecek.
*Binaların yıktırılması ya da boşaltılması gereken hallerde bu durum mal sahibine bildirilecek. Mal sahibinin bu karara üç gün içinde itiraz etme hakkı bulunacak.Hazırlanan hasar tespit raporlarına 30 günlük itiraz hakkı bulunacak. Hasar görmüş binaların tamiri yapılıncaya kadar içine girilmesine izin verilmeyecek.1 yıl içinde tamir ettirilmeyen binalar yıkılacak.
*Afet bölgelerinde fen kurullarınca tehlikeli görülen yerler yapı ve ikamet için yasaklanacak. İmar planının değiştirilmesi gereken yerlerde, planlar 5 ay içinde yaptırılacak. İzin verilen geçici baraka inşaatının 1 yıl içinde yıkılması zorunlu olacak.
Ama  Van  afet  bölgesi  ilan  edilmedi.
Yurttaşların  gösterdiği  hassasiyetin, erkler  tarafından  gösterilmediği  konusu  sısk  sık  gündeme  geldi.
Van  depreminin  ilk  gününde  itibaren  Türk  Tabipleri  Birliği  ve  SES  deprem  bölgesindeydi.  Günlük  raporlar  ve  kriz  masası  görüşmeleri  ile destek  sundu. SES ve TTB ekibi deprem bölgesine ilk ulaşıldığı saatten bu güne kadar koordinatör ekibi ile;
depremin sağlık hizmetine etkisi, sağlık çalışanlarının durumu, sağlık hizmetlerine erişim, halk sağlığını tehdit eden sorunların gözetimi, arama ve kurtarma faaliyetlerinin izlenmesi,kriz masası üyeleri ile temas, çadırkent incelemeleri,çevre sağlığına yönelik incelemeler (su, atıklar, çöp),koruyucu hizmetlere yönelik öneriler, deprem bölgesine yapılacak tıbbi ve tıbbi olmayan yardımların yönlendirilmesi,yardım dağıtımlarının incelenmesi,toplu yaşam alanlarının incelenmesi,toplu yemek dağıtımı yapılan bölge belediyelerine ait seyyar mutfağın sağlık açısından denetimi, sağlığın belirleyicileri ile ilgili gözlemlerine yönelik değerlendirmelerini ve önerileri raporlaştırarak kamuoyu ile paylaşmıştır. Bu faaliyetin yürütülmesine TTB Merkez konseyi, SES genel merkezi, TTB olağan dışı durumlarda sağlık kolu ve halk sağlığı uzmanları  destek ve önerilerde bulunmuşlardır. 
VAN TABANLI DEPREMİN 5. DEĞERLENDİRME RAPORU 16 kasım2da  kamuoyu  ile  paylaşılmıştır.
1) Bölgenin ağır kış koşulları düşünüldüğünde çadır bir barınma seçeneği olarak mümkün olan en kısa süre için tercih edilmelidir. Depremzedeler bir an önce sağlıklı konutlara, beslenme rejimine, ekonomik güvenceye, okula, işlerine ve sosyal hizmetlere kavuşturulmalıdır. Aksi takdirde beden ve ruh sağlıklarını korumak mümkün olmayacaktır. Temel gereksinimler sağlanmadan, götürülecek sağlık hizmetlerinin de yararı olmayacaktır.
2)Koruyucu sağlık hizmetleri başta olmak üzere sağlık hizmetleri yeniden re-organize edilmelidir. (Gebe, bebek ve çocuk takibi, aşılama çalışmaları, çevre sağlığı hizmetleri vb.) Özellikle aşılama çalışmaları en kısa zamanda başvuranlara değil tüm gereksinimi olanlara başlanmalıdır. Bu kapsamda yaşlılara grip ve pnömoni aşısı, çocuklara genel bağışıklama programı kapsamındaki tüm aşılar, gebelere tetanoz aşısı yapılmalıdır. Bir an önce tüm ASM’ler açılmalı ve entegre ve etkin bir birinci basamak hizmeti sunulmalıdır.
3)Bölgedeki sağlık hizmetleri; çalışma düzeni iyi ve eşgüdümlü bir şekilde planlanmış rotasyonlarla görevlendirilecek sağlık personele ile sağlanmalıdır. Bölgeye rotasyonla gönderilecek sağlık personelinin de görev tanımları ve görev süreleri belirli olmalı, bölgede kalacakları süre içerisinde olanaklar ölçüsünde altyapı desteği sağlanmalıdır. Depremzede sağlık çalışanlarının birçok sorunu bulunmaktadır ve özel bir psikososyal destek programına ihtiyaçları vardır.
4)Özellikle çocuklarda beslenme dikkatle izlenmeli, beslenme sorunları ile ilgili önlemler alınmalı, takipleri iyi yapılmalı başta Zatürre ve ishal olmak üzere olası hastalıklara karşı dikkatle izlenmelidir.
5) Uzun dönemde ruh sağlığı sorunları giderek artacaktır. Psikolojik ve sosyal yıkımın tespiti ve tedavi süreci; Psikiyatrist, psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarının katılımı ile travmaya bağlı sorunlara yönelik kadın ve çocuklar için başta olmak üzere bir çalışma planlanmaktadır.
6)Genel olarak değerlendirildiğinde deprem sonrası yürütülen çalışmalarda koordinasyonsuzluk dikkati çekmektedir. Bu durum sağlık hizmetlerine de yansımaktadır. Temel sağlık hizmetlerinin koordinasyonu henüz tam olarak yapılamamıştır. Özellikle kırsal nüfusa yönelik sağlık hizmet ihtiyacı bulunmaktadır. İl sağlık müdürlüğü  gezici 112 ekipleriyle köylere sağlık hizmeti götürmeli,  acil hizmetlerin ötesinde kalıcı ve bütünlüklü bir birinci basamak sağlık hizmeti kurgulanmalıdır.
7) Bölgenin depremden önce zaten var olan altyapı sorunları yoğunlaşmıştır. Ayrıca Bölgede yoğun bir çevre kirliliği yaşanmaktadır. Yerel yönetimler ve Çevre Bakanlığı ile işbirliği içinde bu sorunlar bir an önce giderilmelidir.
8) Uzun vadeli ve gereksinimi olan herkese yardım organizasyonu planlanmalıdır.
9) Ağır kış koşullarında depremin yarattığı travmanın etkisinde, başka bir seçeneği olmadığı için deprem bölgesinde zor koşullarda yaşamlarını sürdüren depremzedeler için kamunun tüm olanakları seferber edilmelidir.
10)Fazla gecikmeden, başka gündem maddeleri öncelik olmadan, bu depremdeki deneyimlerden de yola çıkarak, daha sonra olabilecek bir afette neler yapılabileceğinin, nasıl hazırlanılabileceğinin planları hazırlanmalıdır.
Van’da  Afet olmamış mıdır?