20 Şubat 2015 Cuma

SAĞLIK SİSTEMİ YIPRATIYOR.


            Son  6  aydır  Sağlıkta  Devrim yaptık  diyen  politikacıları  pek  göremiyoruz.  Hele  kamu  hastaneleri  hakkında  tek  söz  söyleyen  yok. Sağlıkta  Çöküşün  tamamlandığının  herkes  farkında..

            Ülkenin/kentin sağlığı  iyi  durumda  değil..

            Sağlık  çalışanları  eziliyor/yıpratılıyor/yıpranıyor.

            Sağlık  Çalışanları yönelik  hiçbir  iyileştirme  yapılmıyor.

            Sağlıkta  şiddet  artıyor.

            ………………

            Sarı  sendikalar  ve  erk bağımlısı odalar  ile  sağlık  çalışanlarının  haklarının  sağlanması pek mümkün değil gibi..

            …………………..

            Başta Türk  Tabipleri  Birliği  olmak  üzere emekten  yana  sağlık  örgütleri  ‘’Yıpranma  Payı’’  üzerinden bir  çalışma  başlattılar:

‘’Ülkemizde sağlık çalışanlarının en az 40 yıldan bu yana dile getirdiği fiili hizmet zammı (yıpranma payı) konusundaki taleplerinin arkasındaki temel gerekçelerden en başta geleni, sağlık hizmeti verilen mekanların, çalışma koşulları ne denli uygun olursa olsun, insan sağlığı yönünden bizatihi  az ya da çok tehlikeler barındırıyor olmasıdır. Buna sağlık hizmetinin kendisinden kaynaklı tehlikeler ve sayısız mesleki riskler eklendiğinde, sağlık çalışanlarının yıllardır fiili hizmet zammından mahrum bırakılarak haksızlığa uğradıkları açıklıkla ortaya çıkmaktadır.

24 saat süreyle üretilmek zorunda olan hizmetin, gündüz mesaisi  dışında da sürdürülmek zorunda olması  nedeniyle,  çalışanların fizyolojik, ruhsal ve sosyal yaşamlarının  tehdit altında kaldığı, bozulduğu  bilinmektedir. Bu düzensizliğe bir de hizmeti yönetenlerden kaynaklanan sorunlar eklendiğinde durum daha da içinden çıkılmaz hale gelebilmektedir.

Dünya tıp literatürü sağlık hizmetinin ne denli tehlikeli bir alan olduğunun sayısız kanıtlarıyla doludur. Enfeksiyon hastalıklarından kansere, trafik kazalarından şiddete, ortopedik sorunlardan ruhsal sorunlara kadar sağlık çalışanlarını bekleyen pek çok sağlık sorunu vardır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan olarak 14 Mayıs 2014 günü  katıldığı Ebeler, Hemşireler ve Anneler Günü kapsamında düzenlenen Sağlık Çalışanları Türkiye Buluşması isimli etkinlikte,  belli ki bütün bunları bilerek, anlayarak, kabul ederek  yıpranma payı konusunda çalışma yapılması talimatı verdiğini ifade etmişti. Bu durum sevindirici olmakla birlikte geçen zamanda adım atılmamış olması bir o kadar üzücüdür.

Bizler sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri olarak Sağlık Bakanlığı’nın ve diğer yetkililerin işlerini kolaylaştırmak için bir çalışma yürüttük, Dünya literatürünü derledik ve yıllardır süren haksızlığın son bulması için, sağlık çalışanlarının fiili hizmet zammından yararlanabilmesi için bir yasa teklifi hazırladık.

Hazırladığımız yasa teklifini, gerekçeleriyle birlikte bir kitapçık haline getirdik. Bunu Sağlık Bakanlığı, TBMM’de grubu bulunan Siyasi Partilerin Grup Başkanvekilleri, Milletvekilleri ile paylaşacağız. En kısa sürede teklifimizin yasalaşmasını ve mağduriyetimizin son bulmasını istiyoruz.

Hakkımızın takipçisi olacağız. Verilen sözler tutulana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.’’

……………..

Sağlık  sistemi  eriyor.

Kulak verin…

ASGARİ ÜCRET -1-



Aralık  ayı  asgari  ücretin   belirleneceği/belirlendiği  ay.  Hayata  dair  sözü  olanların, sözlerini  emekten  yana   değil, sermaye  mekanizmaları  adına  söyledikleri modern  zamanlarda, ne  kadar  belirleyicidir  asgari ücret..

Bu  kentte   asgari ücrete  dair  söz  söyleyen sendika, sivil toplum örgütü, dernek, politikacı, siyası parti gördünüz mü hiç?

Siyasi gündem  milletvekili  seçimleri, yeni üye  kayıtları, kongreler  Sen/Ben  çekişmesine  sürüklenmiş iken, halk  adına  siyaset  üretmesi  gerekenler  ne  yazık ki, sadece seçim/kendinin  seçimi  üzerine politikalar  üretiyorlar.

Bu  kentte  kaç  asgari ücretli  çalışıyor?

Bu  asgari  ücretli  emekçiler aileleri ile  birlikte Samsun  nüfusunun  kaçta kaçını oluşturuyor?

Bu  asgari ücretli  emekçilerin yüzde  kaçı  taşeron çalışan?

Bu  asgari ücretli  emekçilerin yüzde  kaçı  karnını  doyurabiliyor?

Ve  daha  önemlisi bu  asgari ücretli  emekçilerin çocuklarının yüzde  kaçı  karnını  doyurabiliyor?

Bu  kentte  bu sorulara  cevap  verecek  bir  siyaset  anlayışı görmüyorum.  Salonlardan çıkamayan, hayat  gerçekliğini  anlayamamış, ‘’Ben’’  merkezli bir  burjuva  kültürü üzerinden beslenen, zaman zaman  ajite, değiştiremeyen, sorgulayamayan, küsen, etkisiz bol  alkışlı, bol  sözlü  bir  siyasi  süreci yaşıyoruz.

İçim  acıyor. Bu  kent ve  bu  kent  insanına  yönelik yapılacak/yapılması  gereken onlarca şey varken..

DİSK  asgari Ücret  açıklaması, bu  açıdan yol  gösterici:

Hepinizin bildiği gibi 2015 yılı asgari ücreti Aralık ayı içerisinde belirlenecek.  Bu ay içerisinde yapılacak Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantıları öncesi hükümet, 2015 programında hedeflediği zam oranını açıkladı.

Yüzde 3+3 olarak açıklanan zam oranı ile hükümet işçilere günlük 1 lira civarında bir zammı uygun gördüğünü duyurdu. Hükümet açlık sınırının altında bir asgari ücrette ısrar ederek, yeniden bir sosyal cinayete imza atacağını şimdiden ilan etti.

Hükümetin zam oranının önceden açıklaması ile Asgari Ücret Tespit Komisyonu Toplantıları bir kez daha anlamsızlaştı. Yıllardır “orta oyunu” olarak nitelendirdiğimiz bu komisyon toplantılarının senaryosunu ve oyunun sonunu artık herkes biliyor.

Çünkü biz biliyoruz ki asgari ücret sadece asgari ücret alanları ilgilendirmemektedir. Asgari ücret, emeği ile geçinen herkesin çalışma ve yaşam koşullarını belirlemekte, Türkiye’deki tüm ücretleri ve pazarlık süreçlerini etkilemektedir.

22 Kasım’da bilim insanlarının, sendika uzmanlarının ve basın emekçilerinin katılımı ile “2015 Bütçesi ve Asgari Ücret Çalıştayı” gerçekleştirdik.

Bu Çalıştay’daki tartışmaların ve Konfederasyonumuz bünyesinde yaptığımız çalışmaların ışığında Asgari ücretin en az net 1800 lira olması gerektiğini belirledik.

ASGARİ ÜCRET 1800 NET!

ÇÜNKÜ; kişi başına düşen milli gelir 2014 yılı itibarıyla aylık 1800 lirayı aştı. Hükümet bu rakamla çok övünüyor. Biz işçiler 4 kişilik hanemiz için payımıza düşenin sadece birini talep ediyoruz. En azından yaşamak için buna ihtiyacımız var. Ve soruyoruz: Hanemizin payına düşen aylık en az 7 bin 200 liramız nerede?

ASGARİ ÜCRET 1800 NET!

ÇÜNKÜ; biz işçiler çalışıyoruz ekonomi büyüyor. Ekonomi büyürken biz alınteri döküyoruz, çalışırken biz ölüyoruz, biz sakatlanıyoruz, biz hastalanıyoruz. Madem Türkiye ekonomisi büyüyor, bizim aşımız, bizim ekmeğimiz neden büyümüyor? Büyümeden pay alsaydık, birilerini zengin ettiğimiz oranda zam alsaydık şimdi asgari ücret yaklaşık 1800 lira olacaktı.

………..

Devam edeceğiz.

 

ŞEHİR HASTANELERİ


            Sayın  Sağlık  Bakanımız Cumartesi günü  2015  yılında  Samsun  Şehir  Hastanesine  başlanacağını  söyledi.

            Bu  köşenin  okurları, bu  köşede  10 larca  ŞEHİR  HASTANELERİ hakkında yazılar okudular.

            2002 den  beri  Sağlıkta  kamusal  alanın çöküşüne  dair  betimlemeler / öyküler dinlediler.

            Girdikleri  lokantada  sofra  altı bezinin  üzerinde  Hastane  reklamlarını  gördüklerinde  gülümsediler.

            Ancak her  seçim öncesinde olduğu gibi politik  söylem  Kamu-Özel  Ortaklığı  ile  yapılacak  ve  özel  sermayeye kiralanacak  olan  Şehir  Hastaneleri  konusunda  sürekli  yanlış  sunumundan vazgeçmiyor.

Kısaca  hatırlarsak:

*Şehir  hastaneleri  kamusal  değildir.

*Şehir  hastaneleri  halkın  yararına  değildir.

*Şehir  hastaneleri  kamusal  alanın  tasfiyesidir.

*Şehir  Hastaneleri  halkın  SAĞLIĞINA olumlu  katkı  sağlamaz.

*Şehir  Hastaneleri  sağlıkta  yeni  bir  sermaye  sınıfı  yaratır.

*Şehir  Hastaneleri  kamu  hastanelerinin  özelleştirilmesi, sağlık  çalışanlarının taşeronlaştırılmasıdır.

Bu  konularda  onlarca Bilimsel  bilgi  TTB  tarafından  kamuoyu  ile paylaşılmıştır.

Özellikle  İngiltere  ve  Kanada’nın  Sağlık  alanında  kamu-özel  ortaklığı  konusunda yolsuzluklar  ve  yüksek  maliyetler  nedeniyle  dili  çok  yanmış.  Bu  yolsuzluklar  ve kamusal  zarar Meclis  raporları  ile  doğrulanmıştır.

Peki nedir bu Kamu Özel Ortaklığı?

Mazisi eski. Kamu Özel Ortaklığı teorisinin müellifi Milton Friedman, 70’li yıllarda olgunlaştırdığı bu yapının “hızla” ve “kitleler uyanmadan” gerçekleştirilmesi gerektiğini savunuyordu. Friedman’ın ilk laboratuarı ise 11 Eylül 1973’te darbe yapılan Şili oldu. Askeri Diktatör Pinochet’nin danışmanı olarak ilk elden uygulamayı denetledi.

Biliyoruz ki 20 yıldan fazla zamandır bu yöntemi uygulayan İngiltere'de şu an itibariyle 7 hastane resmen iflas etti, tüm sağlık sistemi mali krize girdi.

Türkiye’de ise ilk ihale 2011 yılı Nisan ayında Kayseri için yapıldı. (Eylül 2011’de temel atma töreni yapılan Kayseri Entegre Sağlık Tesisi’nin 2.5 yılda  bitirileceğine  ilişkin  tören esnasında  yapılan anlaşma açısından sadece 6 ay kalmasına karşın henüz inşaatın temelinin atılamadığı, tahsis edilen arazinin bataklık çıktığı biliniyor.)

TTB’nin açtığı davalarda Ankara-Etlik, Ankara-Bilkent ve Elazığ şehir hastanelerinin ihalelerinin yürütmesi durduruldu. Sağlık Bakanlığı kararlara itiraz etti, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu itirazı reddetti. Bu üç ihaleye ilişkin Danıştay’ın yürütmeyi durdurma gerekçesine uygun yeni bir ihale yapmadan  sözleşme imzalanması yargı kararına uymamak dolayısıyla suç işlemek anlamına gelecek.

TTB’nin önceki tüm açıklamalarında da belirtildiği gibi Kamu Özel Ortaklığı bir özelleştirme yöntemidir. Üstelik Sağlık Bakanlığı bu yöntemle yaptığı şehir hastaneleri ile aslen yatak sayısını artırmıyor sadece yenileme yapıyor, yani aslında yatırım yapılmıyor. (Bunu Sağlık Bakanlığı da kabul ediyor.)

Sağlık Bakanlığı’nın bütün bu binaları kendisinin yap(tır)masının, Kamu Özel Ortaklığı Modeli ile yaptırmasından çok daha ucuza geleceği biliniyor.

Bu tesislerden vatandaşların ancak çok yüksek ücretler ödeyerek yararlanabileceği, burada çalışan hekimlerin-sağlık çalışanlarının güvencesiz taşeron işçisi haline getirileceği, bu hastanelerde eğitim alacak hekimlerin çalışma koşullarının belirsiz hale geleceği, katrilyonlarca liralık kamu kaynağının sadece bina yenileme adı altında şirketlere dağıtılacağı, ihalelerin içine gömülü modern kapitülasyonlarla sağlık hizmetlerinin özelleştirileceği de biliniyor.

            ………………..

            Şehir  Hastaneleri  seçim  öncesi  sermaye  grubuna-çoğunlukla da yabancı sermayeye-   uzatılan eldir.

ÖLÜ İŞÇİLER CUMHURİYETİ




            İnsan  ekmek  için  çalışır.

            İnsan  yaşamak  için  çalışır.

İnsan üretmek için çalışır.

İnsan  insanca bir  hayat için çalışır.

…………………

Sabah  her  zaman ki gibi  06.00  da  başladı.

Sabah  okumalarından  sonra, kahvaltı günlük  gazeteler  derken  , hastane  mesaisine  gittim.  Umut bekleyen  hastalarımız ile  yoğun  bir  çalışma  içinde  iken cep  telefonuma  bir mesaj geldi:

‘’Bu sabah saatlerinde Isparta’nın Yalvaç İlçesi’nden tarım işçilerini taşıyan araç kaza yaptı, kazada 15 ölü, 26 kişi de yaralandı’’

TTB-KESK-DİSK ve  TMMOB ‘NİN dünkü  bilimsel  açıklamasını  okurken, bir  kez  daha  gördüm ki: Vahşi  kapitalizm öldürüyor:

 28 Ekim 2014 Salı günü saat 12:15 sıralarında özel sektöre ait Karaman/Ermenek‘te IR: 617-1260 ruhsat nolu sahada takriben 778 kotunda yapılan çalışmalar sırasında sahanın mücavirinde bulunan ve daha önce çalışılmış, eski imalatlara yaklaşılması nedeniyle, eski imalatta bulunan tahminen 10.000 metreküp suyun aniden ocak içerisindeki çalışma alanlarına dolması sonucu ocakta bulunan 18 maden emekçisi su altında kalmıştır.

Maden Mühendisleri Odası’nın oluşturduğu uzman heyetin sahada gerçekleştirdiği ilk incelemeler sonucu yapılan tespitler aşağıda belirtilmektedir:

- Olayın meydana geldiği ocakta, özel sektör tarafından rodövans yöntemi ile üretim yapılmaktadır.

- Ocakta 3 vardiya halinde çalışma yapılmakta olup, kaza anında ocakta bulunan 26 işçiden 8 işçi kendi imkânları ile dışarı çıkmış olup, ocak içerisinde 18 işçi mahsur kalmıştır.

- Ocakta çalışan işçiler genellikle çevre köylerden sağlanmakta, sendikasız ve düşük ücretlerle çalıştırılmaktadır.

- Kaza, 778 kotunda yapılan çalışmalar sırasında 08.00 - 16.00 vardiyasında saat 12.15 civarında meydana gelmiştir.

- Kazanın meydana geldiği sahada, 3 ayrı firma tarafından aynı anda rodövans yöntemi ile üretim yapılmaktadır.

- Geçmiş yıllarda ocağın mücavir alanında üretim yapılmış ve eski imalat olarak adlandırılan bu üretim alanlarında biriken sular ocak içerisine deşarj olmuştur.

- Şu andaki su seviyesi ocakta mahsur kalan işçilerin bulunduğu seviyenin üzerindedir.

 Maden mühendisleri uzman heyeti tarafından yapılan tespitler göstermektedir ki:

• Havza madenciliği yapılmadığı için, ocaklarda yapılan üretimle mücavir alanlarda daha önceki yıllarda yapılan imalatların birbirini nasıl etkileyebileceği bilinmeden planlama ve üretim gerçekleştirilmektedir. Ermenek‘te meydana gelen kaza da havza madenciliği yapılmamasının bir sonucudur. Havza madenciliği, bir havzada bulunan madenlerin, bütüncül bakış açısı ile planlanması ve üretilmesi anlamına gelmektedir. Aynı havzada farklı firmaların, değişik ya da aynı zamanda yaptıkları planlama ve üretimi birbirlerinden bağımsız, habersiz, birbirlerini olumsuz etkileyebilecek şekilde yerine getirilmesi politikası sürdükçe Soma‘da, Elbistan‘da ve son olarak Ermenek‘te yaşanan facialar gelecekte de yaşanabilecektir.

• Madencilik faaliyetlerine ilişkin tüm bilgiler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (ETKB) / Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nde (MİGEM) toplanmakta ve tüm izinler MİGEM tarafından verilmektedir. MİGEM ruhsat verirken havza madenciliğini göz önünde bulundurmamakta, bu da        planlama ve işletmede parçalı durum doğurmaktadır. Bunun sonucunda aynı sahadaki işletmelerden kaynaklanacak gaz ve su baskınları gibi tehlikeler bilinememekte, önlem alamamaktadır. Bu kazanın en önemli nedenini bu durum oluşturmaktadır. Sektörde uygulanan rodövans ve taşeronlaştırma uygulamaları da parçalı üretim mantığı ile yürütüldüğü için kazanın başka bir diğer önemli nedenidir. Dolayısı ile kazanın ve kaybedilen canların en büyük sorumluluğu MİGEM‘e aittir.

• Ülkemiz, iş kazalarında dünyada üst sıralarda yer almaktadır. Maden kazaları son yıllarda belirgin olarak artmaktadır. Odamız kayıtlarına göre; 2008 yılında 43 maden çalışanı iş kazası sonucu yaşamını yitirmişken, 2009 yılında bu sayı 92‘ye çıkmıştır. 2010 yılında 105 işçi, 2011 yılında 77 işçi, 2012 yılında 61 işçi maden kazalarında yaşamını yitirmiştir. 2014 yılında maden sektöründe iş kazaları sonucu 400 civarında insan hayatını kaybetmiştir.

• Ülkemizde her yıl, 1.500 emekçinin can kaybına yol açan iş kazaları yaşanmaktadır. Madencilik sektörü de dahil, işçi sağlığı iş güvenliğine ilişkin kararlar tek başına Çalışma ve Sosyal Güvenlik

 Bakanlığı (ÇSGB) tarafından alınmaktadır. ÇSGB, İSG‘ye ilişkin kararların alınmasında, niversiteler, sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütlerinin (TTB, TMMOB) görüşlerine başvurmamakta, iletilen görüşleri de dikkate almamaktadır. Tüm kuralları tek başına belirleyen, uygulamasını izleyen ÇSGB yıllardır artan iş kazalarının ve can kayıplarının diğer sorumlusudur.

 Bu değerlendirmeler ışığında görüş ve önerilerimiz aşağıda sunulmuştur:

• Rodövans ve taşeronlaşma uygulamaları acilen iptal edilmelidir.

• Madenlerimiz; kamu yararı öncelikli olarak, mühendislik bilim ve tekniğine, ölçek ekonomisine ve havza madenciliğine uygun olarak planlanmalı ve işletilmelidir.

• Ucuz işgücüne dayalı ve örgütlenmeyi engelleyen çalışma anlayışı terk edilmelidir.

• İSG‘ye ilişkin kararların alınmasında, üniversiteler, sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarının (TTB, TMMOB) görüşlerini alınmalı, ulusal düzeyde karar alma mekanizmasında çoğunluğu emek örgütlerinin oluşturduğu bir yapı oluşturulmalıdır.

• Bundan önce olduğu gibi "gerekenler yapılacaktır" gerekçesinin arkasına sığınılmadan gerçek sorumlular belirlenmeli, maden mühendisleri, teknik nezaretçi ve diğer çalışanlar günah keçisi olarak seçilmemelidir.

………………………

İnsan  yaşamak  için çalışır.

16 Şubat 2015 Pazartesi

TAŞERON CİNAYET CENNETİ



             Ölümler  ardı  ardına geliyor.  İş  alanı  cinayet  alanına  dönüyor.

            Hala bu  ülkede  algı  yönetimi  ile  sorun yok algısı başarılı ile  yürütülüyor.

            Ama ölümün soğuk yüzü , yalanların ve  kandıranların  vicdanlarını zorluyor.

            …………….

            İşçi ölümleri, tüm ölümler gibi hızla devam ediyor.

            Dün vicdanlardan:

            “Ucuz emek ve taşeron cenneti Türkiye, emeğin cehennemine dönüşürken”! Çalışma Bakanı Derhal İstifa Etmeli, Hükümet Hesap Vermelidir! Sesleri  yükseldi.

            6 Eylül gecesi İstanbul Mecidiyeköy'de rezidans inşaatındaki asansör kazasında 10 emekçinin yaşamını yitirmesi iş cinayetidir, sorumlusu AKP iktidarıdır.

            Muhafazakarlık soslu daha fazla kar için daha fazla sömürü, talan ve rant esaslı neoliberal program ile Türkiye sermaye için cennet emek için cehenneme dönüşmüştür.

            Öncelikle yaşamını yitiren emekçilerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz.

            Her türlü teşvik, destek ve imtiyazla elde ettiği rant alanında esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışmayı esas alan taşeron dayatan özeleştirme ile işçilerin sağlığını, güvenliğini ve yaşamını paraya dönüştüren Torunlar GYO, % 695 kar açıklamış, ölümlerden işçileri suçlamıştır. Her şeyin fiyatını bilen, hiçbir şeyin değerini bilmeyen sermaye iktidarının program ve hatta anlayışında, fıtratında "insanca ve onurlu yaşam"ın olmadığı bir kez daha anlaşılmıştır.

            62.hükümet, 61. hükümetin devamı olduğunu söyleminden sonra eyleminde de ortaya koymuştur. Soma'da olduğu gibi Mecidiyeköy'de de olay yerine ambulanstan önce tomalar ve çevik kuvvet gönderilmiştir. Hükümet önceliğinin işçinin sağlığı ve güvenliği değil, patronların çıkarları ve güvenliği olduğunu göstermiştir.
 

            Daha birkaç ay önce aynı rezidans yapımında bir iş kazası yaşanmış, bir işçi yaşamını yitirmişti. Ve bu olaydaki ihmali nedeniyle bir cana karşılık 5600 TL ceza ödeyen şirket inşaata kaldığı yerden devam etmiştir! Yine bu son cinayetten önce, iddialara göre, asansörün arıza çıkardığı ve güvenli olmadığı defalarca işçiler tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen tıpkı Soma'da olduğu gibi, "işler aksamasın, zaman kaybedilmesin" dürtüsüyle hareket edilmiştir. Nitekim Cumartesi geç saatlere kadar çalışılması da bu iddiaları doğrular niteliktedir.

            Diktikleri rezidansların, maden ocaklarının temelinde emekçilerin kemikleri, harcında kanı vardır.

            Emek meslek örgütleri olarak yıllardır ısrarla işçi sağlığı ve güvenliğinin bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılmasının iş kazaları, meslek hastalıkları ve ölümlere davetiye çıkaracağını söylememize rağmen iktidar bu alanı da sermayenin iştahına, insafına terk etmekten geri adım atmadı. Taşeron çalışma yasaklanmadığı sürece yeni ölümlerin ve sakatlanmaların kaçınılmaz olduğunu söylememize rağmen şu günlerde Meclis'te görüşülmekte olan torba yasayla taşeronlaşmayı daha da yaygınlaştırırken sendikal örgütlenme önündeki engelleri kaldırmak bir yana var olan kırıntıları bile ortadan kaldırdı.

            Sendikalardan kimisini de kendilerinin yan kolu haline getirerek gelişecek tepkileri onlar eliyle minimize etmeyi sürdürdü.

            İş cinayetlerinde sadece Ağustos ayında 158 işçi, Yılın ilk 8 ayında ise 1270 işçi ve emekçi iş cinayetlerinde katledildi. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere işçi sağlığı ve güvenliği alanında sistematik bir ihlal söz konusudur. Taşeronlaştırma, güvencesizlik, esnek ve kuralsız çalışma ile örgütsüzlük sistemi bu döngünün devamını sağlamaktadır.

            Sadece 2014 yılında yüzlerce emekçinin işçi sağlığı ve güvenliğinde Bakanlığının sorumluluğu altında yaşanan ihmaller ve denetimsizlikler sonucu yaşamını yitirmesine neden olan Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı istifa etmeli, hükümet ve bu cinayetin sorumluları hesap vermelidir.

            Torunlar GYO’nun sahibi ve yöneticileri ve hükümetin ilgili Bakan’ı ve bürokratları gecikmeksizin yargı önüne çıkarılmalıdır.

İŞÇİLERİN MEKTUBU



GELECEK ATÖLYESİ

            İŞÇİLERİN MEKTUBU

            DR.CEM ŞAHAN

            Vahşi  kapitalizmin, sınır tanımayan  kar  hırsının  çalışma  modeli olan  Dayılık veya  Taşeronlaşma  sisteminin  insanlarımızı  nasıl öldürdüğünü  her  gün  görüyoruz. İçimiz  acıyor.

            Vicdanlarını insana vurulmuş zincir  olarak tanımlayan sermaye  sahipleri, onların  siyasal ve  bürokratik  uzantıları, günü  kurtarmaya  çalışıyor.

            Ne  hukuk,

            Ne  vicdan,

            Ne  Akıl,

            Vahşi  ölüm çemberi  üzerinde  etki olmuyor.

            ………………….

            Pazar günü  mailime  gönderilen, bu  sistemin  milyonlarca  mağdurundan  olan  işçi  dostlarımın mektubunu sizlerle  paylaşıyorum:

            Değerli Samsun Yerel Gazetelerin Yayın Yönetmeni ve köşe yazarlarımız,

            Bizleri aslında yakından tanıyorsunuz.

            Bu kentte Taşeron köleliğine karşı ve sendikalı çalışma  hakkı için mücadele ederken haksızca işten atılan Samsun Gazi Devlet Hastanesi Bahçesinde 1033 gün işlerine geri dönmek için  çadır direnişi yapan işçileriz. Selma, Esra, Cemal, Ali ve Yüksel.

            İşimize geri dönmek için yapmış olduğumuz mücadelede içerisinde  Samsun erki bizlere orta oyunlar oynadığını Samsun tarih zaman dilimi   ve basının öz geçmişi kayda almıştır.

            Bir çok söz verildi bu sözler basına da yansısa da hiç bir söz tutulmadı!

            Valisinden, Bakanına ve AKP il başkanına kadar! Sağlık Bakanlığı Müsteşarına kadar!

            Bu kentin siyasi erki AKP il Başkanının söylediği " Samsun Bakanı sizin işe girmenizi engelliyor "söylevi aslında bir nevi yerine getirildi. Sonuçta bizler bu kentte kendi iş kolumuzda çalıştırılmayan işsiz işçiler olduk.
 
Aradan epey zaman geçmesine rağmen neden bu konuyu tekrar gündeme getiriyoruz.

            Son zamanlarda yaşanılan taşeron işçi kazaları veya cinayetleri ülkemizde bir şeyin doğruluğunu ortaya çıkarmıştır. İşçilere değeri! Ve hak arayan işçilerinin ve ya düzeltilmeyen çalışma şartlarından dolayı işçilerin başına neler geldiğini görüyoruz.

            Bu Ülkenin Cumhurbaşkanından, Başbakanından ve Bakanlarından artık itiraflar gelmeye başladığı dönemi yaşıyoruz.

            Madenlerde, enerjide, belediyelerde, inşaatta, mevsimlik işçilikte v.b. üretimin olduğu  her alanda iş güvenliği kar hırsından dolayı sağlanmadığı ve bu nedenle işçi arkadaşlarımızı kaybettiğimizi Devletin Erkinin sözlerinden de duymaya başladık.

            Devlet Erki diyorki; nerde bir işçi hakları ihlali olursa o işyerini kapatır veya cezai işlem yaparız!

            Kendimizi asla ve asla Çalışırken iş cinayetine kurban olan işçi arkadaşlarımızın olayıyla kendi olayımızı bir tutmuyoruz! Ama biliyoruz ki Taşeron Çalıştırmayla tüm işçilerin iş güvenliği sağlanmıyor. Biliyoruz ki hangi işyeri olursa olsun işçilerin en temel hakkı olan insanca çalışmaktır. Biliyoruz ki işçiler ölmeden onlara değer verilmesidir.

            Ondandır ki bizlerinde Samsun Erkine bir soru sorma hakkımız doğmuştur.

            Hastanelerde yaşanılan işçi hak kayıplarını kamuoyuna duyurduğumuz,

            Hastanelerde hasta haklarına yapılan hataları duyurmak,

            Ve İş Kanunundan ve Anayasal hakkımızı kullandık diye

            Biz, Samsun Gazi Devlet Hastanesinden hukuksuzca işten atılan işçileri, işsiz bırakan ve hasta haklarını gasp eden yöneticiler mevkileri yükseldi ama biz asgari ücretten başka geçimi olmayan işçiler bu kentte açlığa terk edildi.

            Biz inanıyoruz ki Türkiye’de bizim gibi çok sayıda işçi arkadaşımız mağdurdur. Onun için Devlet Erkinin samimiyetine binayen ne kadar işçilere değer verdiklerini samimiyetini sorgulamak için siz değerli Samsun Yerel Gazeteleri Yayın yönetmeni ve Köşe yazarlarıyla bu konuyu paylaşmak ihtiyacını kendimizde gördük.

            Yeri geldi sesimiz yeri geldi düşüncelerimiz olan sizlerden ricamız artık bu kentte  yarım kalan bir şeyin Adaletin tecellisi için kaleminizden ricamız olur.

            Sevgilerimizle,

            Samsun Gazi Devlet Hastanesinden Haksız Yere işten atılan ve 1033 gün çadır direnişi yapan işçi kardeşleriniz.

           

ORTAK AKLA DAVET


            Bayram öncesi  Atakum  Belediyesinden işten  atılan  40  civarında  işçinin olduğunu  basından öğrendim.

            Çarşamba  günü  yapılan  eyleme  sendika  çağrısı üzerine  katıldım.

            Yaklaşık  30  işçi,  mesleklerine  ve  geleceklerine  sahip çıkmak için, bir  umutla  ordaydılar.

            Gerçek onların işsiz kalmasıydı.

            Şekli ve zamanı  ikinci  plandaydı benim için.

            Babasını  desteklemek için  gelen  küçük kızın  elinde:

            ‘’Bayramda  biz  mutsuzduk. Siz  mutlu muydunuz?’’  pankartı vardı.

            Bir  gün  sonra  Sayın  Taşcı’nın  demecini  okudum:

            ‘’İhale  süreci  bitti. O  yüzden işten  çıkardık. Bir  kişiyi  haksız  yere  işten  çıkardığımı  kanıtlayın  istifa  edeceğim.’’ diyordu.

            DİSK  Samsun  Temsilcisi ile  konuştum.

            ‘’İhaleye  girecek  bu şirkete  ait  yaklaşık  250 işçi  var.  61’ini  Sayın başkan işten çıkardı’’  dedi.

            Diğerleri ise  korku  içinde  bekliyormuş.

            …………………..

            Bu  şehrin  Ortak  aklı ve  bir  gönlü  olmalı.

            Bu  kentte  hiçbir  çalışanın  emeği  sömürülmemeli.

            Bu  kentte  emek  güvencesiz  bırakılmamalı.

            Hiç  bir  gönül  çoluk  çocuğu olan  bu  emekçilerin  işsiz  kalmasını  istememeli.

            Sanırım  zaman  zaman , bulunduğumuz  yerlerde insana  ait  süreçleri tam  değerlendiremiyoruz.

            Etrafımızdaki  yanılsamalar  bizi  kuşatıyor.

            Karar  verirken objektif  olamıyoruz.

            Yoksa  bir  canın  ekmeksiz  kalmasını  istemek pek mümkün  gelmiyor  bana.

            Şimdi bu  süreç  karşılıklı inatlaşmaya, kırgınlıklara, politik  hesaplaşmalara, zulüme, tehdite  dönüşmeden, daha  kısacası  gönül  yorgunlukları  oluşmadan, bu  kentin  kamu yönetimsel  ve  politik  iradesi  sürece  el koymalıdır.

            Süreç  uzadıkça,

            Dönüşü olmayan bir  yola  giriyor  süreç.

            Sonra  mahkemenin  ‘’Dön’’  kararları bile  uygulanmıyor.

            Uygulanabilecek bir  ortam, çalışılacak  bir yerde kalmıyor.

            Aileler parçalanıyor.

            Çocuklar mağdur  oluyor.

            İşsiz  babaların, mahsun  çocukları oluyor  bebelerimiz.

            Boyunları bükük kalıyor.

            ……………….

            Bu  kent  bu  süreci ortak akıl ile  açmalıdır.

            Gördüğüm tek gerçek:

            Onların işsiz kalmasıdır.